Uşak’ta bir gece geçirdikten sonra sabah erkenden otogara gittim. Afyon’a bir saat sonra otobüs olduğunu öğrenince sevindim. Yaklaşık iki saatlik bir yolculuğun ardından Afyonkarahisar’a ulaştık.
Ama yolculuğun sonunda ilginç bir durum yaşandı.
Afyon’a yaklaşık on dakika kala otobüs, klasik yarım saatlik molasını verdi. Ben de özellikle bu molada bir şey yememek için kendimi zor tuttum. “Nasıl olsa on dakika sonra Afyon’dayım, orada yerim” diye düşündüm. Yarım saatlik mola bitti, otobüs yeniden hareket etti ve gerçekten de on dakika sonra Afyon’a vardık.
Doğrusu, bu mola yolcular açısından pek anlamlı değildi. İnsan ister istemez, acaba bu mola yolcular için mi, yoksa kaptan, muavin ve diğer görevlilerin ücretsiz yemeklerini yiyebilmeleri için mi veriliyor diye düşündüm.
Şehir merkezinde bir karşılama
Afyon’da da konaklama yerimi bir gün önceden ayarlamıştım. Bu seyahatte özellikle şehir merkezinde ve mümkün olduğunca otogara yakın yerleri tercih ediyordum. Nitekim yine şanslıydım; konaklayacağım yer otogardan diğer seçeneklere göre oldukça kısa mesafedeydi.
Burada da güzel bir karşılamayla karşılaştım.
Resepsiyondaki hanımefendi son derece eğitimli, kibar ve işini profesyonelce yapan biriydi. Bir arkadaşıyla birlikte oturmuş, getirdiği çok güzel pastalardan yiyorlardı. Bana da ikram ettiler. Odamın hazırlanması için yaklaşık on dakika beklemem gerektiğini söyledi ve bu sırada bana güzel bir kahve hazırladı.
Ben de kendisine özellikle iltifat ettim:
“Böyle güzel bir karşılamayla Afyon gezimin de çok güzel geçeceğinin işaretini verdiniz.”
Bu sözüm onu da çok mutlu etti.
Fakat odaya yerleşir yerleşmez fazla vakit kaybetmeden kendimi Afyon sokaklarına attım.
Üç yıl sonra yeniden Afyon
Bu beş şehirlik yolculukta Afyon ve Eskişehir, diğerlerine göre bana daha tanıdık gelen şehirlerdi. Afyon’a yalnızca üç yıl önce gelmiştim.
Türk Dünyası Korosu ile burada çok güzel bir konser vermiştik. Şehre davet edilmiştik, burada konaklamış ve gerçekten büyük ilgi görmüştük. Şimdi aynı meydanlarda ve sokaklarda dolaşırken o konserin anıları birer birer aklıma geldi.
you tubede varmıydı


Bir de Karahisar Kalesi vardı.
Denizli’de “Sobalarında Guru Yanıyor Efem” nasıl benim için şehrin sembollerinden birine dönüşmüşse, Afyon’da da Karahisar Kalesi benim için şehri hatırlatan simge olmuştu.
Üstelik bu hatıranın içinde koromuzdan Afyonlu Fevzi Bey, değerli eşi ve kızı da vardı. Onlar bizim için yalnızca birer korist değil, dostlarımız arasındaydı. Afyon sokaklarında dolaşırken onları da hatırladım.
Afyon’da ilk lokma: Sucuklu tost

Öğle yemeği vakti gelmişti. Ne yiyeceğimi düşünürken akşam kendime daha büyük bir gastronomi ziyafeti çekmeye karar verdiğimi hatırladım. Dolayısıyla öğle yemeğini hafif geçirmeliydim.
Fakat Afyon’a gelir gelmez zaten şehrin kendisi bana ne yiyeceğimi söylüyordu.
Sucuk!
Dolaştığım yerlerde burnuma gelen sucuk kokuları beynime adeta “sucuk ye” sinyali gönderiyordu.
“Afyon sucuğu en iyi nerede yenir?” diye araştırdıktan sonra, bu konuda başarılı olduğunu düşündüğüm bir yerde yarım ekmek içinde kaşarlı, sucuklu, oldukça doyurucu bir tost yaptırdım. Yanında da çayımı içtim.
Gerçekten çok lezzetliydi.
Bir başka şaşırtıcı nokta ise fiyattı. İstanbul’da böyle doyurucu bir sucuklu tost için bekleyeceğiniz rakamın oldukça altında bir ücret ödedim.
Karnımı da doyurduktan sonra yeniden sokaklara çıktım.
Eski Afyon sokaklarında
Afyon’un daha önce görmediğim sokaklarına doğru yürümeye başladım. Eski Afyon dokusunun hissedildiği, turistik açıdan düzenlenmiş sokaklar ve yapılar karşıma çıkıyordu.
Derken karşıma Taşhan çıktı.


Adının hakkını veren tarihi bir han. Turistik amaçlarla oldukça güzel işletiliyordu ve içerisi de hayli kalabalıktı.
Tam bu sırada telefonumun şarjı bitti.
Dolayısıyla Taşhan benim için sadece gezilecek bir yer olmaktan çıkıp zorunlu bir dinlenme ve şarj molasına dönüştü.
İçeride bir priz bulup beklerken bir masa boşaldı. Tam oturacağım sırada bir beyefendi beni “Hoş geldiniz” diyerek karşıladı. O sırada muhtemelen çekim yaptığımdan dolayı beni turizm üzerine çalışan bir YouTuber zannetti.
“Size çay ikram edeyim” dedi.
Ben de kendisine Taşhan hakkında sayfalarımda yayınlamak üzere bir söyleşi yapmak istediğimi söyledim.
Bunun üzerine son derece kibar bir şekilde,
“Benim patronum var. Onu atlamış olmak istemem onu göndereyim kendisiyle söyleşi yaparsınız.”
dedi.
Nitekim yaklaşık on beş dakika sonra bir beyefendi geldi. Taşhan’ın işletme sahibi olduğunu öğrendim. Tanıştık ve sosyal medya sayfalarımda paylaşmak üzere güzel bir söyleşi gerçekleştirdik.
Bazen plansız gelişen küçük bir olay, gezinin en güzel anılarından birine dönüşebiliyor.
Gastronomi merkezinde tatlı bir sürpriz
Taşhan’dan çıktıktan sonra yeniden sokaklarda dolaşmaya devam ettim. Bir süre sonra daha önce görmediğim bir bölgeye ulaşmak istedim.
Bu kez ayaklarım beni belediyenin oluşturduğu küçük bir gastronomi alanına götürdü.
Burada el sanatları ve geleneksel zanaatlarla ilgili küçük dükkânların yanında gastronomiyle ilgili işletmeler de bulunuyordu. Bu alanlar, bu işlere ilgi duyan ve yeteneği olan kişilere verilmişti.
Karnım toktu, çaylarımı da içmiştim. Ama aklımda başka bir şey vardı:
Afyon’un kaymaklı ekmek kadayıfı.
Ben ekmek kadayıfını zaten çok severim. Rahmetli annem de yapardı ve o da çok severdi.
Üstelik ekmek kadayıfının Kıbrıs mutfağında da önemli bir yeri vardır. Kıbrıs Türklerinin önemli bir bölümünün Karaman yöresiyle tarihî bağları düşünüldüğünde, Afyon ve Karaman gibi birbirine yakın coğrafyalarda bazı tatlıların ortaklaşmasını da doğal buluyorum.
Kaymaklı ekmek kadayıfı, havuçlu kadayıf ve hayatımın kabak tatlısı
Girdiğim dükkânda çok farklı tatlılar gördüm.

İşletmenin sahibi olan hanımefendinin bu işi okuldan öğrenmiş bir pastacıdan ziyade, alaylı ama işini çok severek yapan biri olduğunu öğrendim. Eşinin de değerli bir eğitimci olduğunu öğrenince, aramızdaki sohbet müşterilikten çıkıp adeta misafirliğe dönüştü.
Önce kaymaklı ekmek kadayıfını tattım.
Çok beğendim.
Fakat bana ayrıca kendi yaptıkları bazı tatlıları da tattırdılar. Bunların arasında havuçlu kadayıf vardı. İlginç ve farklı bir tatlıydı.
Asıl sürpriz ise kabak tatlısı oldu.
Kabak tatlısı normalde benim favori tatlılarım arasında değildir. Ama burada tattığım kabak tatlısına gerçekten bayıldım. Beklediğimden çok farklı, son derece lezzetliydi.
Bu seyahatte “Ben kabak tatlısını o kadar da sevmem” düşüncemin değiştiğini söyleyebilirim.
Kendi geliştirdikleri havuçlu kadayıf çeşitleri de ayrıca ilginçti. Bunların görüntülerini ve çektiğim videoları ayrıca paylaşacağım.
Akşam: Afyon’un gerçek sofrasının peşinde
Gün boyunca epey dolaşmıştım. Birkaç saatlik yürüyüşün ardından artık sıra akşam yemeğine gelmişti.
Bu kez özellikle Afyon’un otantik yemekleri konusunda uzmanlaşmış bir restoran aradım.
Bulduğum restoranın önünde sıra vardı.
Bu benim için iyi bir işaretti. Demek ki ya gerçekten çok meşhurdu ya da yemekleri gerçekten iyiydi.
Adımı yazdırdım ve yaklaşık on beş dakika sonra sıra bana geldi.
Menüde daha önce hiç duymadığım, hiç tatmadığım Mutancana kebap,Zürbiye Kebap, Göce Köftesi, Tandır Çorbası, Yağlama, Kestane kebap gibi yöresel yemekler vardı. Ben de içinde birçoğunun yer aldığı şef tabağını istedim.
Saat artık sekiz civarındaydı ama Afyon’da dükkânlar hâlâ açıktı.
Afyon’a gelip sucuk almadan dönmek olmazdı.
Üç farklı markadan sucuk aldım. Bunların ikisi Türkiye genelinde bilinen markalardı. Bir diğerini ise özellikle Afyonluların tanıdığı, rağbet ettiği bir marka olarak tavsiye ettiler.
Böylece üç farklı sucuk almış oldum.

Bunların karşılaştırmalı tadımını yakın zamanda yapacağım. Kartvizitlerini de aldım. En çok beğendiğim sucuktan daha sonra tekrar sipariş vermeyi düşünüyorum.
Elbette Afyon lokumu almadan da dönmek olmazdı.
Cevizlisi, kaymaklısı ve daha birçok çeşidi vardı. Üstelik çok taze ve çok lezzetliydiler. Öyle çok seçenek vardı ki insan hangisinden alacağını şaşırıyordu.
Gün içinde tanıştığım değerli eğitimci beyefendinin de desteğiyle sucuk ve lokum alışverişimi daha bilinçli bir şekilde yaptım.
Otelde karşıma çıkan sürpriz
Sonunda yürüyerek otele döndüm.
Oldukça yorulmuştum.
Lobide birkaç müşteri oturuyordu. İçlerinden birine sucukları nerede muhafaza edebileceğimi sordum. Odadaki küçük buzdolabının paketlerim için yeterli olmayacağını düşünüyordum.
Oturanlardan bir bey bana hemen yardımcı olabileceğini söyledi. Laf lafı açtı Nereden geldiniz şeklindeki sorusuna Büyükadadan deyince sevinç çığlığı attı ve sevinme nedenini hemen açıkladı.
Kendisi yakın zamana kadar Büyükada’da müzisyenlik yapmış profesyonel bir sanatçıydı.
Bunu duyunca bu kez ben çığlık atmadıysam da çok sevindim ve şaşırdım. Adının Müslüm olduğunu söyledi. Daha da ilginci, mahkeme kararıyla soyadını Gürses olarak değiştirmişti.
Bunun ardından yaşadığı ilginç bir olayı da esprili bir dille anlattı. Müslüm Gürses adıyla hazırladığı özgeçmiş nedeniyle savcılığa çağrıldığını, çünkü ünlü sanatçı Müslüm Gürses’in adıyla karışıklık yaşandığını söyledi. Orada kendi adının gerçekten Müslüm Gürses olduğunu ispatlayınca herhangi bir ceza almadan kurtulduğunu anlattı.

Böylece Afyon’da bir gün içinde sucuktan lokuma, ekmek kadayıfından kabak tatlısına, tarihi handan gastronomi merkezine kadar pek çok şey gördüğüm gibi, hiç beklemediğim bir anda Büyükada’dan tanıdık bir sanatçıyla da karşılaşmış oldum.
Seyahatlerin güzelliği biraz da burada.
Nereye gideceğinizi planlayabilirsiniz ama karşınıza kimin çıkacağını asla planlayamazsınız.
Sabah kahvaltısı ve Kütahya yolu
Ertesi sabah kahvaltıda yine Müslüm kardeşle buluştuk.
Daha ilk anda sesimden beni tanıdı. Aynı masada kahvaltımızı yaptık, biraz daha sohbet ettik.
Sonra artık yol zamanıydı.
Kütahya’ya gitmek üzere otogara geçtim.
Nitekim Kütahya otobüsü de yaklaşık on beş dakika sonra geldi.
Böylece Afyon’un sucuk kokularını, kaymaklı ekmek kadayıfının tadını, Karahisar Kalesi’nin görüntüsünü ve hiç beklemediğim karşılaşmaların hatırasını geride bırakarak Kütahya yoluna çıktım
Karahisar Kalesi
Karahisar Kalesi yıkılır gelir
Kakülü boynuna dökülür gelir dökülür gelir
Yayladan gel allı gelin yayladan
Kesme ümidini kadir mevladan kadir mevladan
Ver elini karlı dağlar aşalım bayramlaşalım
Ben bir koyun olayım sen de bir kuzu
Meleye meleye getirek yazı getirek yazı
Yayladan gel allı gelin yayladan
Kesme ümidini kadir mevladan kadir mevladan
Ver elini karlı dağlar aşalım bayramlaşalım