Yolların ve Sofraların Peşinde: Denizli’den Eskişehir’e Beş Şehir
Uzun zamandır, geçmişte bir bölümünü görmüş olmama rağmen yeniden görmek; yıllar içinde geçirdikleri değişime, gelişime ve dönüşüme tanıklık etmek istediğim bazı şehirleri kapsayan bir yolculuk düşünüyordum.
Çocuklarımın ve torunlarımın İstanbul’dan ayrılmasının ardından oluşan bir süreçte bu düşünceyi nihayet hayata geçirme fırsatı buldum.
Yapım gereği son derece planlı ve organize çalışmayı severim. Ancak bu özellik, kendi başıma çıktığım seyahatlere aynı ölçüde yansımaz. Bir gruba liderlik edeceksem ayrıntılı programlar, zaman çizelgeleri ve organizasyonlar hazırlamak benim için vazgeçilmezdir. Fakat tek başıma seyahat ettiğimde, başlangıç noktamı ve ana güzergâhımı belirlemekle yetinirim. Kaç gün kalacağımı, nerede konaklayacağımı, hangi şehre ne zaman geçeceğimi ise çoğu zaman yolun kendisine, karşıma çıkan şartlara ve o şehirde yaşadıklarıma bırakırım.
Bu yolculuğun başlangıç noktası ise kesindi: Denizli.
Denizli’nin çevresindeki birçok şehri daha yakın tarihlerde görmüş olmama rağmen Denizli’ye en son, sanırım 1980’li yıllarda gitmiştim. Aradan geçen onca yıla rağmen şehir hakkında zihnimde neredeyse hiçbir somut görüntü kalmamıştı. Bana “Denizli’yi tarif et” deseler, anlatabileceğim çok fazla şey çıkmazdı.
Buna karşılık Denizli denince zihnimde insanların yüzleri beliriyordu.
Üniversiteden sınıf arkadaşım, rahmetli Bekir Akman; bugün İzmit’te yaşayan çok değerli dostum Nihal Öz Kardeş… Son yıllarda ise koromuzdaki Muammer Bey’in Denizlili olması, şehri benim için çağrıştıran isimlere bir yenisini ekledi.
Fakat son yıllarda şehirleri benim için ilginç kılan başka bir unsur daha var: gastronomi.
Bir şehri yalnızca tarihi yapıları, meydanları, müzeleri ve doğal güzellikleriyle değil, sofrasıyla da tanımaya başladım. Hatta zaman zaman bir yöresel lezzet, o şehri görmem için başlı başına bir vesile olabiliyor.
Nitekim Marsilya’ya gidişimizin nedenlerinden birinin, kokulu Marsilya kurabiyesinin peşine düşmek olması gibi…
Denizli’ye gitmeden önce sosyal medyada karşıma çıkan bir görüntü de bu açıdan beni oldukça etkilemişti: İmalattan yeni çıkmış, henüz sıcacık irmik helvasının büyük bir tezgâha dökülmesi ve ardından tartılarak müşterilere sunulması…
Helvanın hemen her çeşidini seven biri olarak böyle bir görüntünün bende merak uyandırmaması mümkün değildi. Üstelik benim damak hafızamda helva ailesinin çok özel bir yeri var. Bu grubun zirvesine ise benim için Çanakkale peynir tatlısı, yani peynir helvası yerleşmiş durumda.
Dolayısıyla bu yolculukta şehirlerin tarihini, kültürünü ve bugünkü yaşamını keşfederken yerel mutfaklarını da keşfetmek, neyin nerede ve nasıl yenildiğini görmek, yöresel tatları yerinde deneyimlemek benim için yolculuğun önemli parçalarından biri oldu.
Ve böylece yolculuğumun ilk durağı Denizli oldu.
Çok ayrıntılı bir program hazırlamamış olsam da bu kez her şehir için yaklaşık birer gün ayırdım. Beş şehri bu süre içinde genel hatlarıyla tanımanın, benim açımdan, tahmin ettiğimden daha yeterli olduğunu gördüm.
Denizli’nin ardından Uşak, Afyonkarahisar, Kütahya ve Eskişehir geldi.
Beş şehir, birbirinden farklı beş şehir kültürü; tarih, insan, yaşam biçimi ve elbette beş ayrı sofra ve lezzet dünyası…
Bu yolculuk boyunca gördüklerimi, yeniden keşfettiklerimi, beni şaşırtan ayrıntıları, yıllar içinde değişen şehirleri, karşılaştığım insanları ve özellikle tattığım yöresel lezzetleri tek bir yazıya sığdırmak istemedim.
Bu nedenle önümüzdeki yazılarda her şehri ayrı ayrı ele alacağım.
Denizli’den başlayarak Uşak, Afyonkarahisar, Kütahya ve Eskişehir’e uzanan bu yolculuğun anılarını; şehirlerin dünü ve bugünüyle birlikte, sokaklarından sofralarına kadar paylaşmaya çalışacağım.
Belki de bu yazı dizisi, yalnızca beş şehrin gezi notları olmayacak.
Biraz seyahat, biraz kültür, biraz insan hikâyesi ve bolca yerel lezzet olacak.
Çünkü bazen bir şehri tanımak için önce tarihini okumak, bazen bir sokağında yürümek, bazen de hiç beklemediğiniz bir sofraya oturup “Burada ne yenir?” diye sormak gerekir.
Ben bu kez biraz da sofraların peşinden gittim.
Serdar TAŞTANOĞLU
13.09.2026