İNGİLTERE ANILARIM 3
Galiba Londra dışında gördüğüm bu dört şehir içinde en çok Bournemouth şehrini sevdim. Gelin şimdi sizlere bu dört şehri kısaca tanıtayım.
Southampton Birleşik Krallık‘ın güney kıyısındaki yerel yönetim bölgesi Hampshire‘ın en büyük kentidir. Londra‘nın 120 km güneybatısında Portsmouth şehrine 30 km kuzeybatısında yer alır. Southampton, bir ana liman kentidir. Test ve Itchen nehirlerinin Hamble nehri ile birleştikleri noktada ; Southampton Water‘ın en kuzey kısmında bulunmaktadır. Kent nüfusu yaklaşık 250 bin civarındadır. Kent adı zaman zaman kısaltılarak “Soton”, Southampton halkına da “Sotonian” denilir.
Southampton Üniversitesi, Southampton Solent Üniversitesi, Southampton Havalimanı, Ordnance Survey, BBC South, NHS, ABP ve Carnival UK bulunur.
İngiltere’nin uzun bir denizcilik geçmişine sahip bir şehridir. Şehrin ortasında yaklaşık bir kilometre uzunluğundaki cadde üzerinde muhtelif dükkanlar ve AVM’ler yer almaktadır. Şehri sarmakta olan Orta Çağ‘dan kalma iç surlar bulunmaktadır. Merkezin etrafında çok geniş parklar bulunmaktadır. Şehirde Avrupa sanat tarihini gözler önüne seren Southampton Sanat Galerisi, denizciliğe ilgisi olanlar için Maritime Müzesi, yeşil alan sevenler için Queens Parkı ve Central Park, doğal besinleri sevenler için Hampshire Çiftçi Pazarı bulunmaktadır. İlk kez “one pound” mağazalarını orada görmüştüm. O zamanlar pound bugünkü gibi anormal değerde olmadığından birçok ilginç şeyi bir pounda aldığımı tebessümle hatırlıyorum. Alışveriş derken şaşırdığım bir hususu hatırladım. Southampton’un gıda ürünleri ağırlıklı en büyük ve popüler alışveriş marketi olan ASDA da alışveriş yapmış, herkes gibi sıraya girmiştim. Sanırım 10-15 kasa ve her birinin önünde uzun ödeme kuyruğu oluşmuştu. Sıra tam bana geldiğinde kasadaki gencin ne söylediğini anlamadım. Gencin yüzüne dikkatlice bakınca “Yahu gencin yüzü çok ilginç “down”lılara ne kadar benziyor. Ama bu kadar yoğun para trafiği olan kasaya kalkıp ta özürlü birini oturtmazlar” dedim. O aldıklarımı kasaya kaydederken bende işi bitenleri poşete koyarken gözüm ondaydı. Gence bakmaktan kendimi alamıyordum. İşini gayet güzel yapıyordu. Gayri ihtiyari diğer kasalara bakınca şaşkınlığım daha arttı. Zira tüm kasalarda gerek yüzlerinden gerek davranışlarından kesinlikle kendilerini belli eden muhtelif özürlü kadın veya erkek kasiyerler çalışıyordu.
Tespitim kendimce aşikar olmasına rağmen yine de bir İngiliz’e durumu sorup emin olmak istedim. “Evet bizde özürlüler bu tip uygulamalarla hayata dahil edilirler” yanıtını aldım. Bizde değil kasaya oturtmak gibi önemli bir sorumluluğu vermek, temizlik görevi zor verileceği gibi birde sürekli ya acımak ya da azarlamaktan onları iyice şaşkına çevirirdik.
Haydi gördüğüm diğer şehirleri sizlere de tanıtayım. Bournemouth Londra‘ya yaklaşık 170 km Southampton’a 53 km uzaklıktaki olup genellikle sahili, gece kulüpleri, alışveriş imkânları bilinir. Ağırlıklı olarak dil okulları yer almaktadır. Ucuz ve öğrenci şehridir. Türklerin dil okulu olarak seçtiği bir yerdir. Bournemouth’a trenle geldik. Burası da İngiltere’nin hemen hemen her yeri gibi yemyeşildi. Buranın Sotona göre daha turistik ve özellikle yaz aylarında plajlarıyla meşhur bir şehir olduğunu öğrendim. Karnımız acıkınca popüler menü “fish & chips”i ilk kez burada yemiştim. Patatesle balığın birbirine yakışacağını daha önce asla tahmin edemezdim. Oysa ne kadar uyumlu bir lezzet oluşturmaktalarmış.
Portsmouth Ülkede bir ada üzerinde bulunan tek şehirdir, Port sea Adası üzerinde bulunur. Takma adı Pompey’dir. 2008 yılında şehir nüfusu 200 bin civarındadır. Şehir yüzyıllar boyunca önemli bir İngiliz millî donanma limanı olmuştur. Dünyanın en eski gemi tamir havuzu da bu şehirdedir ve bu havuz hala kullanımdadır. Portsmouth da benim için unutulmaz olay her tarafta mavi renk üzerindeki ay yıldızlı bayrakları görmek olmuştur. Bunun sebebini öğrenmem gerekiyordu. Bayrak satan küçük bir dükkana girip bir şeyler alacak müşteri edasıyla dükkan sahibine “bu nerenin bayrağı” diye sordum. “ Bu Portsmouth’un ve Portsmouth FC yani bizim futbol klübünün bayrağıdır”. dedi “Peki bu bayrağın bir hikayesi falan var mı” deyince Adam “ Anlamadım” dedi. Bende “Ay yıldız biz Türklerin bayrağında vardır. Bizim tarihimizle bir ortak payda var mı yok mu diye merak ettim” dedim. “Bilmiyorum, sanmıyorum” diye kestirip attı. Tabi bu konuda son müracaat mercii Google amca olduğundan ilk fırsatta sorumu ona sorduğumda Google amcanın yanıtı şaşırttı. Önce ay yıldızın Bizans bayrağı olduğundan başladı sonrada Türklerin İstanbul’un fethinden sonra ay yıldızlı bayrak kullanmaya başladıklarına geçince “Hop o kadarda uzun boylu değil” “Birileri seni kandırmışlar. Her şeyden önce biz Türkler ay yıldızlı bayrağı 1300 yıllarda bir savaş meydanında kan gölü üstüne düşen ay yıldızı gören padişahımızın talimatı sonrası kullanmaya başlamışız Ondan önce yeşil üzerine üç hilal yer almış şeklindeki bilgilerimi tazeledim.
Winchester Southampton’a oldukça yakın bir şehirdi. Yaklaşık 20 km uzaklıktaydı. Buraya oğlum ile gelme sebebimiz polis merkezi içindi. Southampton’a eğitim için gelmiş tüm öğrenciler Winchester’deki Polise merkezine kaydını yaptırması gerekmekte olmasındandı. Sanırım o bölgedeki en üst polis merkezi buradaydı. Polis merkezindeki işlemimiz kısa sürede tamamlandı. Dönüş için acelemiz olmadığından hem şehri tanıyalım hemde buraya özgü bir şey yiyelim dedik. Şehirde gördüğümüz en önemli yapı
Orta Çağ’ın çok büyük bir mimari şaheseri olan Winchester Katedraliydi Yüzyıllar boyunca bu şehrin en önemli binası olmuştur. Ancak birbirine yakın mesafelerde yer alan birkaç önemli yapıyıda görme şansı yakaladık. Bunlar Tarihsel bir özel okul olan Winchester College’in sapeli, Winchester Kingsgate şehir kapısı, Winchester Guildhall, Wolvesey Şatosu harabesi.
Karnımız acıkmıştı .Çarşıda dolaşıyorken unlu mamüller yapan bir yerden çok güzel kokular geliyordu ve içeride iyi sayıda müşteri vardı Demekki güzel birşeyler var deyip içeri girdik. Hemen hemen herkes balıklı börek alıyordu. Bizde birer tane aldık. Tadı şimdi bile hafızamda sıcak sıcak çıtır milföy hamuruyla yapılmış içinde somon balık olan böreğin muhteşem lezzeti inanılmazdı Oğlumla birbirimize bakıp yarışır gibi bitirdik göz göze geldik Bu muhteşem lezzet bizi kesmemişti. Oğluma “al be iki tane daha” dediğimi hatırlıyorum.
Ertesi yıl oğlum yurtta yaşamın zor olduğunu kesinlikle eve çıkmak istediğini ısrarla empoze ediyordu. Yurdun bulunduğu semt özellikle Hintli Pakistanlı grupların yaşadığı sorunlu bir yer olduğunu bizzat gördüğümden Oradan kurtulup huzurlu bir semtte evde kalması aklıma yatmıştı Oğluma gereğini yap dedimse de Bana burada durum farklı hadi deyince ev bulmak çok zor Mezun olmuş birilerinin yerini hemen tutamazsan okul açılmaya yakın ev bulmak olanaksız yanıtı verdi Pek ne yapmak gerekiyor dedim Benim biletimin tarihi nedeni ile İstanbul’a dönmem gerekiyor Boşalacak bir ev var ki söz aldım ancak 20 gün sonra boşalacak bu durumda sen buraya gelip ödeme ve kontrat sigorta işlerini yapıp eşya alır mısın dedi Ne yapalım baba olmak kolay mı dedik Biletimi dediği tarihe aldım Oğlum İstanbul’a tatile geldi Bayrağı ben alıp Southampton’a ben gidiyordum. Bu sırada asker arkadaşım emekli öğretmen Coşkun ile karşılaştım Hal hatırdan sonra Bana Gemi ile Avrupa şehirleri gezisine çıkacaklarını yaklaşık 40 gün sürecek bu gezinin İngiltere’den başlayacağını bu vesile ile İngiltere’ye gitmeleri gerektiğini söyleyince enteresan bende o tarihte İngiltere’ye gidiyorum dedim O halde buluşalım dedi Ancak farklı havayolları ile gidiyorduk ve ben Londra’dan Southampton’a geçecektim Olsun Bizim dilimiz yok sen bizi gezdirir rehberlik edersin dedi. Anlaştık ve Coşkun ve eşi Dilek ile Heatrow havaalanında buluşup birlikte otobüsle Southampton’a gittik Oğlumun ön anlaşma yaptığı ev boşalmış sipariş ettiği yataklar gelmişti Gereken prosedürü halledip Çoşkunlarla Oğlumun evine yerleştik. Bu daire sitenin giriş bahçe katıydı ve arka kapıdan ortak bahçeye çıkılıyordu her yer çimendi Bir odaya ben yerleştim diğer odaya Coşkunlar. Hepimiz mutluyduk. Pahalı İngiltere oteli yerine bir eve misafir olmak çok güzel bir fırsattı. Yemeğimiz yedikten sonra Nestkafelerimizi de bahçede içelim diyerek kapı ağzındaki çimenlere yayıldık. Başta askerlik anılarımızdan başlamak üzere oradan burada derken koyu bir sohbete dalmışız. Saat sanırım 23 sularıydı bahçe tarafından bize doğru gelen bir adam selamsız sabahsız “ Polis çağıracağım. Saatlerdir sesli konuşmalarınızla gürültü yapıyorsunuz, yanınızdaki dairede kızım yaşıyor. Saatlerdir onu çok rahatsız etmişsiniz. Uyuyamadığı için beni aradı. Bende hemen geldim Eğer hala rahatsız etmeye devam ederseniz polis çağıracağım.” deyince şaşırmış vaziyette defalarca özür dilemek zorunluluğu hissettim. En büyük üzüntüm oğlumun yaşayacağı bu dairede daha ilk günden sorun yaratmış olmak ve bu soruna onun bulaşmasını istememek yatıyordu. İçeriye adeta kaçtık İçerde bile neredeyse fısıltı şeklinde konuşuyorduk. Bir yandan dan da sinirlerimiz bozulmuştu kahkahalarla gülüyor sanki duyu daha kızacaklarmış gibi ağzımızı kapatarak gülmemizi engellemeye çalışıyorduk Vay be dedim Gözünü sevdiğimin Türkiyesi saat 23 de böyle bir hadise aklımıza gelmez İçkili değiliz Bağırıp çağırmıyoruz normal sohbet ölçeğinde konuşma bile sorun burada Benim gibi sesi yüksek perdeden çıkan biri ingiltere’de yaşasa yılın yarısını nezarette geçirir diye düşündüm
Coşkunun bir hayalini gerçekleştirmenin mutluluğunu yaşadık Suna hocamın Londra yazısında söz ettiği Meşhur müzikale gitme arzusu Bizim Coşkununda büyük arzularından biriymiş Southampton’da o sırada Myfair lady müzikali oynamaktaydı Biletler gerçekten çok yüksekti Gözümüzü karatıp aldık
Gel gelelim o yüksek fiyata rağmen en arka sırada yer bulduk zaten bulmanız mucize haftalar önce tükenir dediklerinden mal bulmuş …….gibi biletlere sıkı sıkı sarıldık. İngiltere’de opera müzikal deyince hayalime yer eden sahne balkonlardan localardan dürbünle izleyene eldivenli bayanlar bastonlu beyler gelir Ne yazık ortam öyle değildi bildiğimiz konser salonu üstelik bayağı eski bir ortam olmasına şaşırdım Salon çok büyük olduğundan ve yerimiz en arka olduğundan sahneye oldukça uzaktık Gerçekten dürbüne ihtiyacımız vardı. Oyun başladı her şey çok güzel ancak biz atılan kahkalardan sonra şaşkın bakıyor Coşkun neye güldüler diye benden medet umarken ben ne yazık esprileri anlamıyordum Mecburen Coşkunlara komik gelecek bir şeyi sallıyordum Coşkunda Dilek’e aktarıyor bu sefer ikisi gülüyordu Salonda gülmeyen tek ben miyim diye bakar oldum. Neyse ki Müzikler dekorlar kostümlerle teselli buluyorduk Kahkahalarla gülmeme neden olan hususa gelince Müzikalden çıkıp eve dönerken Coşkun ve dileğin ya bu oyunun konusu neydi demeleriydi Haklıydı garipler Lisanları yoktu ama lisanı olan ben de konuyu anlamamıştım ki İşte bu duruma kahkahalarla gülüyordum Hesapta yüksek bedelle Müzikale geldik Anlamadan dönüyoruz. Boş verin arkadaşlar arada aldığımız dondurmalar şahaneydi değil mi diyerek kendimce teselli ortamı yarattım. Son gün onlara Londra’yı gezdirdim Ben 90lı yıllarda geldiğimde Madam Tusodu gezdiğimden ben girmeyerek onları bekledim Ancak her geldiğimde bıkmadan usanmadan gezeceğim National resim galerisine götürdüm Benim gibi resim sanatına düşkün olan Coşkun defaatlerle teşekkür ettiğini unutamam. Gerçekten Londra’ya gidenlerin görmesi gereken bir müzedir. Nihayet dönüş süreci başlamıştı.
Coşkunlar gemiye ben İstanbul’a döndüm Daha sonra Coşkunlardan gemi seyahatini dinlediğimde gemi konforunun yedi yıldız olduğunu ifade edip hatıra olarak aldığı yemek menülerinden birini bana verdi. Menüde yer alan speysyalleri sanırım görme tatma şansım ne yazık yok ancak bir sarayda yer alan menü olduğuna kanaat getirdim.
Yurtdışında eğitim gören 3. dünya ülkesinden gelen öğrencilerin birde bizim gibi parası pound karşısında değersiz ise durumu zordur. En azından birlikte yaşayacak öğrenci arkadaşları ile kira bedelini paylaşması gereklidir. Bizim oğlanda öyle yaptı öncelikle Üniversitedeki Türk öğrencilere bu bilgiyi paylaşınca Okula yeni kaydolan anne ve babası ile gelen bir öğrenci evde birlikte kalmaya talip olduğunu bildirdi. Bize hayırlı olsun demek düştü. Ancak bir ay sonra çocuğu evden ayrılmasını istediğini onunda biraz diretse de ayrılmaya razı olduğunu iletti. Sebebin, şöyle açıkladı Türk çocuk anne ve babası ile benim eve geldiler Üç odalı evin inceledikten sonra benim evi tutan kişi olarak öncelikli oda seçme hakkımı kullanarak yerleştiğim odayı beğenip Bu odayı bizim oğlana bırakmalısın dediler. Peki dedim diğer odaya geçtim Ancak talepleri asla bitmedi ve çok şımarık yetiştirilmiş el bebek bu gençle ayni evde yapamayacağımı anlayınca çıkmasını istedim dedi Ama hemen yanıma kim aldım biliyor musunuz Yunanlı Mihalis isimli bizim sınıftan arkadaşımı. Yunan olmasına rağmen o kadar iyi anlaşıyoruz ki Yemek kültürümüz zevklerimiz ayni Boş zamanlarda Tavla bile oynuyoruz. Şeklindeki bilgiler karşısında çok mutlu olduk.