konserlerdragos
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Açık
29°C
İstanbul
29°C
Açık
Pazartesi Parçalı Bulutlu
28°C
Salı Açık
28°C
Çarşamba Açık
28°C
Perşembe Açık
30°C

TESADÜFLERİN, DOSTLUKLARIN VE TARİHİN ŞEHRİ

TESADÜFLERİN, DOSTLUKLARIN VE TARİHİN ŞEHRİ
27.05.2026 18:32
167
A+
A-

BURSA’DA UNUTULMAZ İKİ GÜN
Serdar Taştanoğlu’nun kaleminden
Bazı şehirler vardır; yalnızca gezilmez, yaşanır…
Bazı yolculuklar ise sadece bir seyahat değil, dostlukların, anıların ve sürprizlerin iç içe geçtiği bir hayat sayfasına dönüşür. Bursa gezimiz de işte tam olarak böyle bir yolculuktu.
Güvenle Başlayan Yol
Gezimiz, 29 kişilik aracımız ve yılların deneyimini direksiyona taşıyan İsmail Kaptan’la başladı. Onunla yolumuz yeni değildi. Tam 11 yıl önce bizi Romanya’nın başkenti Bükreş’teki konserimize götüren, ardından Selanik konserlerinde de birlikte yol aldığımız İsmail Kaptan; yolcu güvenliğine verdiği önem, nezaketi ve yolcularını huzurlu hissettiren tavrıyla bizler için sıradan bir şoförden çok daha fazlasıydı.
Sorumluluğunu üstlendiğim yirmiyi aşkın kişilik grubun böylesine güvenilir bir kaptanla yola çıkması, seyahatin ilk huzur kaynağı oldu.
İlk Durak: Zamanın Durduğu Köy — Cumalıkızık
Rotamız, Bursa’ya yaklaşık 12 kilometre uzaklıktaki ve yıllardır adını duyduğumuz, televizyon dizileriyle de hafızalara kazınan Cumalıkızık Köyü idi.
Taş sokakları, cumbalı evleri ve insanı adeta geçmişe taşıyan atmosferiyle Cumalıkızık; nostaljiye ve tarihî dokulara ilgi duyanlar için adeta açık hava müzesi.
Rehberimizin anlattığına göre köyün geçmişi Oğuz Türklerine kadar uzanıyordu. Bu kadim yerleşimde yürürken taş duvarlara, ahşap pencerelere ve zamana meydan okuyan mimariye bakınca insan kendini birkaç asır öncesinde hissediyor.
Kahvaltımızı burada yaptık. Son kahvelerimizi yudumlarken Bursa’ya hareket etmek üzereydik ki günün ilk büyük sürpriziyle karşılaştık.
Yıllar Sonra Gelen Tesadüf
Tam otobüse bineceğimiz sırada, yıllar önce Kosova’da ortak projeler gerçekleştirdiğimiz, hem İstanbul’da hem de Prizren’de birlikte konserler verdiğimiz Zübeyde Hanım Derneği Başkanı Birsen Hanım ve Ata Kadınları Korosu ile karşılaştık.

       

Tesadüf bazen gerçekten insanı şaşırtıyor.
Onlar araçlarından inerken biz hareket etmek üzereydik. Yıllardır görüşememiştik. Ayaküstü hasret giderdik; hatta birkaç Prizren türküsü söyledik. Hem benim hemde Birden hanımın koristleri ile sanki Cumalıkızık korosu oluşturduk
Düşünsenize…
Yıllar sonra onlar kaplıcalar için Bursa’ya geliyor, Cumalıkızık’ı gezmeye karar veriyor; biz ise İstanbul’dan doğrudan aynı köye yöneliyoruz. Bir grup inerken diğerinin binmesiyle gerçekleşen bu karşılaşma, gezimizin daha ilk saatlerinde hepimizin yüzünde unutulmaz bir tebessüm bıraktı.

Panorama Müzesi ve İkinci Sürpriz:

Cumalıkızık’ın ardından rotamız Bursa Panorama Müzesi oldu.

 

   
İstanbul’daki Panorama Müzesi’ni çok beğenmiş olduğumuz için beklentimiz yüksekti; fakat Bursa’daki müze de bizi en az onun kadar etkiledi.
Panorama kubbesine ulaşmadan önce bir resim sergisinden geçiliyordu. Yağlı boya resimle yıllarca uğraşmış, sergiler açmış biri olarak tablolara kayıtsız kalmam mümkün değildi. Görevli hanımefendiyi eserlerin sahibi sanarak kendisini tebrik ettim. O ise mütevazı bir gülümsemeyle sergide kendi eserlerinin bulunmadığını, yalnızca görevli olduğunu söyledi.
Tam o sırada tablolardaki isimlere bakarken gözüm ikinci eserde takıldı:
Naci Dinç.
Bir an duraksadım.
Evet… Bursa Atatürk Lisesi’nden sınıf arkadaşım Naci Dinç!

 

Sosyal medyada resim yaptığını görmüş, çalışmalarını uzaktan takip etmiştim. Ama yıllar sonra, Bursa’da, bir sergide onun eserleriyle karşılaşmak bambaşka bir duyguydu.
Dayanamadım, küçük bir muziplik yapmak istedim.
Görevli hanımefendeden Naci’yi aramasını rica ettim:
“Bir bey resminizle ilgileniyor,” dedi, “15 bin lira olduğunu söyledim ama o sadece arkasındaki tahta çerçeveyi 2 bin liraya almak istiyor…”
Hanımefendi gülmekten kendini alamadı ama bu şakayı yapmaya çekindi. Telefonu ben aldım ve aynı cümleyi Naci’ye söyledim.
Önce şaşırdı.
Sonra kim olduğumu anlayınca kahkahalar yükseldi.
Kırk Yıllık Dostluğun Zarafeti
Galeriden ayrılıp arkadaşlarıma yetişmiştim ki aşağıdan haber geldi:
“Resim sergisindeki hanımefendi sizi arıyor.”
Yanına indiğimde aldığım cevap beni derinden etkiledi:
“Naci hocamla konuştuk,” dedi.
“Bu tablolardan birini size hediye etmek istiyor. Hangisini isterseniz seçin dedi.”
İtiraz ettim.
“Kıyamam, olmaz…”
Ama hanımefendi gülümsedi:
“O zaten kabul etmeyeceğinizi söyledi. Israr edeceksiniz dedi.”
Belki bazılarına bu küçük bir olay gibi gelebilir.
Ama bana göre mesele bir tablodan çok daha büyüktü.
Yaklaşık kırk yıldır görüşmeyen, elli beş yıl önce aynı sıraları paylaşmış iki arkadaşın, zamanın bütün mesafelerine rağmen birbirini hâlâ aynı samimiyet ve güvenle tanıyor olması…
Günümüzün hızla aşınan değerleri içinde böylesi saf dostlukların hâlâ var olması gerçekten umut vericiydi.
Yeşil Türbe’de Kucaklaşma
Bir süre sonra Naci aradı.
Yanındaki ressam dostu Harun Arı Bey ile birlikte bizi görmek istediğini söyledi. Buluşma noktamız Yeşil Türbe oldu.
Bu arada rehberimiz bizi Bursa’nın kültür duraklarında gezdiriyordu. Zeki Müren’in kabri önünde durduk. Büyük sanatçının bestelerinden *“Manolyam”*ı hep birlikte söyledik.
Bir anlamda ruhuna selam verdik.
Sanata ömrünü adamış böyle bir ustanın, bu içten vefadan mutlu olacağını hissettik.
Yeşil Türbe’de Naci ve ressam Harun Arı Bey ile buluştuk. Kucaklaştık, fotoğraflar çektirdik, yeniden görüşmek üzere sözleştik.

       

Tophane’den Ulu Cami’ye
Gezimizin sonraki durağı Bursa’nın tarih kokan bölgesi Tophane idi.
Saat Kulesi, Osman Gazi ve Orhan Gazi türbeleri…
Osmanlı’nın kuruluş ruhunu taşıyan bu mekânlarda dolaşmak insanı ister istemez tarihle baş başa bırakıyor.
Ardından Ulu Cami ve Kapalı Çarşı bölgesine geçtik. Herkes kendi ritminde Bursa’yı yaşadı.
Ve elbette…
Bursa denince olmazsa olmaz:
İskender kebap ve sütlü helva.
Hepimizden tam not alan bu lezzet molasının ardından şehrin merkezindeki şirin otelimize yerleştik.
İznik’te Yeniden Hayran Kalmak
Ertesi sabah hedefimiz İznik’ti.
Yaklaşık 15 yıldır görmediğim İznik, bende büyük şaşkınlık yarattı. Bir zamanların yorgun görüntüsünden eser kalmamış; daha düzenli, daha modern ve çok daha canlı bir merkez hâline gelmişti.
Müzesini gezerken her zamanki burukluğu yeniden hissettim.
İngiltere’deki müzelerde sergilenen, bizden götürülmüş sayısız İznik çinisini düşünmeden edemiyor insan. Buna rağmen İznik’te gördüğümüz yeni müze çalışmaları gerçekten umut vericiydi; Avrupa standartlarında hazırlanmış bölümleriyle hepimizi etkiledi.

 
Tarihi ekmeklerimizi aldık, ardından İznik’in meşhur köftesi ve ızgaralarıyla öğle yemeğimizi yiyerek İstanbul dönüş yoluna koyulduk.
Bir Geziyi Aşan Yolculuk
Bu gezi yalnızca bir Bursa seyahati değildi.
Tek bir tatsız anı yaşamadan; dostlukların, sanatın, tarihî mirasın ve beklenmedik karşılaşmaların iç içe geçtiği unutulmaz bir deneyimdi.
Üstelik hikâye burada bitmedi.
Bursa dönüşü, gerçekleştiremediğimiz konser nedeniyle iletişim kurduğumuz değerli Şef Aysel Gürel ve Nilüfer Kadınlar Korosu ile yeniden temas kurduk. Kendisi ileride ortak projeler yapma arzusunu dile getirdi.
Ve birkaç gün sonra…
İstanbul’daki konserimize bu kez onlar sürpriz yaparak Bursa’dan geldiler.
İnsan hayatında bazı davranışlar vardır; küçük görünür ama kalpte büyük yer bırakır.
Bursa gezimiz, işte tam da böyle anılarla dolu bir yolculuk olarak hafızalarımıza kazındı.
Ve şimdi içimden yalnızca şu geçiyor:
İnşallah yeniden Bursa’ya gideriz…

الجزء الأول – العربية
مدينة الصدف والصداقات والتاريخ: يومان لا يُنسيان في بورصة
بقلم: سردار تاشتان أوغلو
هناك مدن لا تُزار فحسب، بل تُعاش بكل تفاصيلها…
وهناك رحلات لا تكون مجرد سفر، بل تتحول إلى صفحة من صفحات الحياة تتداخل فيها الصداقات والذكريات والمفاجآت.
ورحلتنا إلى بورصة كانت تماماً من هذا النوع.
بداية آمنة للطريق
بدأت رحلتنا بحافلتنا ذات التسعة والعشرين مقعداً وبرفقة الكابتن إسماعيل، الذي يحمل سنوات طويلة من الخبرة خلف المقود. لم تكن هذه أول مرة تجمعنا به؛ فمنذ أحد عشر عاماً بالتمام، كان هو من أقلّنا إلى حفلنا الموسيقي في بوخارست عاصمة رومانيا، ثم رافقنا أيضاً في رحلاتنا إلى سالونيك.
كان إسماعيل بالنسبة إلينا أكثر من مجرد سائق عادي؛ فقد تميز باهتمامه الكبير بسلامة الركاب، وبأخلاقه الرفيعة وطريقته التي تبعث الطمأنينة في نفوس من يسافرون معه.
وبالنسبة لي، وأنا أحمل مسؤولية مجموعة تضم أكثر من عشرين شخصاً، كان الانطلاق في الطريق مع قائد موثوق كهذا أول مصادر الراحة والاطمئنان في الرحلة.
المحطة الأولى: قرية توقف فيها الزمن — جومالي قزيق
كانت وجهتنا الأولى قرية جومالي قزيق، الواقعة على بعد نحو 12 كيلومتراً من بورصة، والتي طالما سمعنا عنها واشتهرت كذلك من خلال المسلسلات التلفزيونية.
بشوارعها المرصوفة بالحجارة، وبيوتها ذات النوافذ البارزة، وأجوائها التي تعيد الإنسان إلى الماضي، بدت جومالي قزيق وكأنها متحف مفتوح لعشاق الحنين والتاريخ.
وبحسب ما رواه لنا مرشدنا، فإن جذور القرية تعود إلى الأتراك الأوغوز. وأثناء التجول بين جدرانها الحجرية ونوافذها الخشبية وعمارتها التي تحدت الزمن، كان المرء يشعر وكأنه عاد قروناً إلى الوراء.
تناولنا فطورنا هناك، وبينما كنا نرتشف قهوتنا الأخيرة استعداداً للتوجه إلى بورصة، فوجئنا بأول مفاجآت اليوم الكبرى.
صدفة جاءت بعد سنوات
وقبل أن نصعد إلى الحافلة مباشرة، التقينا بالسيدة بيرسن، رئيسة جمعية زبيدة هانم، ومعها جوقة «نساء آطا»، وهي مجموعة سبق أن نفذنا معها مشاريع مشتركة في كوسوفو، وأقمنا سوياً حفلات موسيقية في إسطنبول ومدينة بريزرن.
أحياناً تدهش الإنسان الصدف حقاً.
فبينما كانوا ينزلون من حافلتهم، كنا نحن نستعد للمغادرة. لم نلتق منذ سنوات طويلة، لكننا تبادلنا الأحاديث سريعاً وأطفأنا شيئاً من نار الشوق، بل وغنينا معاً بعض أغاني بريزرن الشعبية.
أنا والسيدة بيرسن، ومعنا أعضاء الكورال من الجانبين، شعرنا وكأننا أسسنا في تلك اللحظة «كورال جومالي قزيق».
تخيلوا الأمر…
بعد سنوات طويلة، يأتون هم إلى بورصة للاستجمام في الينابيع الساخنة ويقررون زيارة جومالي قزيق، بينما نتوجه نحن من إسطنبول إلى القرية نفسها، ليحدث اللقاء في اللحظة ذاتها التي كانت فيها مجموعة تنزل وأخرى تستعد للصعود.
ذلك اللقاء المفاجئ ترك على وجوهنا جميعاً ابتسامة لا تُنسى منذ الساعات الأولى للرحلة. الجزء الثاني – العربية
متحف البانوراما والمفاجأة الثانية
بعد جومالي قزيق، كانت وجهتنا متحف بانوراما بورصة.
وبما أننا كنا قد أُعجبنا كثيراً بمتحف البانوراما في إسطنبول، فقد كانت توقعاتنا مرتفعة. لكن متحف بورصة أثر فينا بالقدر نفسه وربما أكثر.
وقبل الوصول إلى القبة البانورامية، كان الزائر يمر عبر معرض للوحات الفنية. وبوصفي شخصاً أمضى سنوات طويلة في الرسم الزيتي وأقام معارض فنية، لم يكن ممكناً أن أمر أمام تلك اللوحات بلا اكتراث.
ظننت أن السيدة الموظفة هي صاحبة الأعمال، فبادرت بتهنئتها. لكنها ابتسمت بتواضع وأوضحت أن المعرض لا يضم أعمالها الشخصية، وأنها مجرد موظفة في المكان.
وفي تلك اللحظة، بينما كنت أتأمل أسماء الفنانين، توقفت عيناي عند اسم في اللوحة الثانية:
ناجي دينتش.
تجمدت للحظة.
نعم… إنه ناجي دينتش، زميل الدراسة في ثانوية بورصة أتاتورك!
كنت قد شاهدت عبر وسائل التواصل الاجتماعي أنه يمارس الرسم ويتابع أعماله الفنية، لكن أن أجد نفسي بعد كل تلك السنوات، وفي مدينة بورصة تحديداً، أمام لوحاته، كان شعوراً مختلفاً تماماً.
لم أستطع مقاومة رغبتي في القيام بمزحة صغيرة.
طلبت من السيدة الموظفة أن تتصل بناجي وتقول له:
— «هناك رجل مهتم بلوحتك. أخبرته أن سعرها خمسة عشر ألف ليرة، لكنه يريد شراء الإطار الخشبي خلفها فقط مقابل ألفي ليرة!»
انفجرت السيدة ضاحكة لكنها ترددت في تنفيذ المزحة. فأخذت الهاتف بنفسي وقلت الجملة ذاتها لناجي.
في البداية اندهش.
ثم ما إن عرف من المتصل، حتى ارتفعت ضحكاتنا من الطرفين.
أناقة صداقة عمرها أربعون عاماً
بعد أن غادرت المعرض ولحقت بأصدقائي، جاءني خبر من الأسفل:
— «السيدة الموجودة في معرض الرسم تبحث عنك.»
نزلت إليها، فكان ما سمعته مؤثراً للغاية.
قالت:
— «تحدثنا مع الأستاذ ناجي… وهو يرغب في إهدائك إحدى لوحاته. قال اختر أي لوحة تريد.»
اعترضت فوراً:
— «لا يمكن… لا أستطيع قبول ذلك.»
لكنها ابتسمت وقالت:
— «لقد أخبرنا مسبقاً أنك سترفض، وقال إنك ستعترض بالتأكيد، لذلك طلب منا أن نصرّ.»
ربما يراه البعض موقفاً بسيطاً.
أما بالنسبة إليّ، فالمسألة كانت أكبر بكثير من مجرد لوحة.
فأن يتمكن صديقان لم يلتقيا منذ نحو أربعين عاماً، وتقاسما المقاعد الدراسية قبل خمسة وخمسين عاماً، من أن يعرف كل منهما الآخر بالدفء والثقة نفسيهما رغم كل تلك المسافات والزمن…
فهذا أمر يمنح الأمل حقاً في زمن تتآكل فيه القيم بسرعة.
لقاء في الضريح الأخضر
بعد فترة قصيرة اتصل ناجي مجدداً.
قال إنه يرغب في لقائنا برفقة صديقه الفنان الرسام هارون آري، واتفقنا أن يكون اللقاء عند الضريح الأخضر (يشيل توربه).
وخلال ذلك، كان مرشدنا يصحبنا بين محطات بورصة الثقافية.
توقفنا عند قبر الفنان الكبير زكي موران. وهناك غنينا معاً أغنيته الشهيرة «مانوليام».
وكأننا نرسل تحية وفاء إلى روحه.
وشعرنا أن فناناً كرّس حياته للفن لا بد أنه كان سيسعد بهذه اللفتة الصادقة.
وعند يشيل توربه التقينا ناجي وصديقه الفنان هارون آري. تعانقنا، والتقطنا الصور، وتعاهدنا على ألا يطول الغياب مرة أخرى..
الجزء الثالث والأخير – العربية
من طوبخانه إلى الجامع الكبير
كانت محطتنا التالية منطقة طوبخانه التي تعبق بالتاريخ في بورصة.
برج الساعة، وضريحا عثمان غازي وأورهان غازي…
التجول في هذه الأماكن التي تحمل روح تأسيس الدولة العثمانية يجعل الإنسان، شاء أم أبى، وجهاً لوجه أمام التاريخ.
بعد ذلك انتقلنا إلى الجامع الكبير (أولو جامع) ومنطقة السوق المسقوف. وهناك عاش كل منا مدينة بورصة بطريقته الخاصة وإيقاعه الشخصي.
وطبعاً…
لا تكتمل زيارة بورصة من دون ما تشتهر به:
إسكندر كباب والحلوى بالحليب.
وقد نالت هذه الاستراحة الشهية إعجاب الجميع، قبل أن نتوجه إلى فندقنا الصغير الجميل في مركز المدينة للاستراحة.
الإعجاب بإزنيق من جديد
في صباح اليوم التالي، كانت وجهتنا إزنيق.
ولأنني لم أزرها منذ ما يقرب من خمسة عشر عاماً، فقد فوجئت بالتغيير الكبير الذي شهدته. لم يبق شيء من صورتها القديمة المتعبة؛ فقد أصبحت أكثر تنظيماً وحداثة وحيوية.
وأثناء تجوالنا في المتحف، عاد إليّ ذلك الشعور المختلط بالحزن والأسى.
فمن الصعب ألا يفكر الإنسان في قطع خزف إزنيق الكثيرة الموجودة اليوم في متاحف إنجلترا بعد أن خرجت من أرضنا.
ومع ذلك، فإن ما رأيناه من أعمال متحفية جديدة في إزنيق كان باعثاً على التفاؤل؛ فقد أبهرتنا الأقسام المعدّة وفق معايير أوروبية حديثة.
اشترينا خبز إزنيق التقليدي، ثم تناولنا وجبة الغداء التي اشتهرت بها المدينة من الكفتة والمشاوي، قبل أن ننطلق في طريق العودة إلى إسطنبول.
رحلة تجاوزت معنى السفر
لم تكن هذه الرحلة مجرد زيارة إلى بورصة.
لقد كانت تجربة لا تُنسى امتزجت فيها الصداقات، والفن، والتراث التاريخي، واللقاءات غير المتوقعة، من دون أن يشوبها أي موقف مزعج.
ولم تنته الحكاية عند هذا الحد.
فبعد عودتنا من بورصة، عدنا للتواصل مع القائدة الموسيقية القديرة آيسل غوريل ومع كورال نساء نيلوفر، الذين كنا قد تواصلنا معهم سابقاً بسبب حفل لم يتحقق. وقد أعربت عن رغبتها في تنفيذ مشاريع مشتركة مستقبلاً.
وبعد أيام قليلة فقط…
كانت المفاجأة هذه المرة منهم؛ إذ حضروا من بورصة إلى حفلنا في إسطنبول.
في حياة الإنسان بعض التصرفات التي قد تبدو صغيرة، لكنها تترك أثراً كبيراً في القلب.
ورحلتنا إلى بورصة كانت واحدة من تلك الذكريات التي تنقش نفسها في الوجدان.
والآن لا يخطر ببالي سوى أمنية واحدة:
لعلنا نعود إلى بورصة من جديد…
THE CITY OF COINCIDENCES, FRIENDSHIPS AND HISTORY: TWO UNFORGETTABLE DAYS IN BURSA
By Serdar Taştanoğlu
There are some cities that are not merely visited, but truly lived…
And there are journeys that become far more than travel; they turn into pages of life where friendships, memories and surprises intertwine. Our trip to Bursa was exactly such a journey.
A Journey That Began with Trust
Our journey began aboard our 29-seat vehicle with Captain İsmail, a man who carries years of experience behind the wheel. This was not our first encounter with him. Exactly eleven years earlier, he had driven us to our concert in Bucharest, the capital of Romania, and later accompanied us on our concert journeys to Thessaloniki.
For us, İsmail was far more than an ordinary driver. His dedication to passenger safety, his courtesy and his calm manner that inspired confidence made him a truly valued companion on the road.
As someone responsible for a group of more than twenty people, setting out with such a trustworthy captain became our first source of comfort and peace during the trip.
First Stop: A Village Where Time Stands Still — Cumalıkızık
Our route first led us to Cumalıkızık Village, located about twelve kilometres from Bursa, a place we had long heard about and which had also become familiar through television series.
With its stone-paved streets, bay-windowed houses and atmosphere that carries visitors into another age, Cumalıkızık felt like an open-air museum for lovers of nostalgia and history.
According to our guide, the village dates back to the Oghuz Turks. Walking through this ancient settlement, observing its stone walls, wooden windows and architecture that has defied time itself, one feels transported several centuries into the past.
We had our breakfast there. While enjoying our final cups of coffee before departing for Bursa, we encountered the first great surprise of the day.
A Coincidence After Many Years
Just as we were about to board our bus, we unexpectedly met Mrs. Birsen, president of the Zübeyde Hanım Association, together with the Ata Women’s Choir.
Years ago, we had carried out joint projects in Kosovo and performed concerts together both in Istanbul and in Prizren.
Sometimes coincidence truly astonishes people.
As they were stepping off their vehicle, we were preparing to leave. Though many years had passed since our last meeting, we quickly exchanged warm greetings and revived old memories. We even sang a few songs from Prizren together.
Mrs. Birsen and I, together with our choir members, felt as though we had spontaneously created a “Cumalıkızık Choir.”
Just imagine…
After so many years, they happened to come to Bursa for the thermal springs and decided to visit Cumalıkızık, while we travelled directly from Istanbul to the very same village. One group was arriving just as the other was departing.
That unexpected encounter left unforgettable smiles on all our faces during the very first hours of our journey.

Panorama Museum and the Second Surprise
After Cumalıkızık, our next destination was the Bursa Panorama Museum.
Since we had greatly admired the Panorama Museum in Istanbul, our expectations were high. Yet the museum in Bursa impressed us just as deeply.
Before reaching the panoramic dome itself, visitors passed through an art exhibition. Having devoted many years to oil painting and opened exhibitions of my own, it was impossible for me to remain indifferent to the paintings on display.
Assuming the lady on duty was the artist, I congratulated her warmly. With a modest smile, she explained that none of the exhibited works belonged to her and that she was simply a staff member.
At that very moment, while reading the names beneath the paintings, my eyes stopped at the second one:
Naci Dinç.
I paused.
Yes… Naci Dinç, my classmate from Bursa Atatürk High School.
Through social media I had seen that he continued to paint and had followed his work from afar. But encountering his paintings years later, in Bursa of all places, carried an entirely different emotion.
Unable to resist, I decided to make a playful joke.
I asked the staff member to call Naci and say:
“A gentleman is interested in your painting. I told him it costs fifteen thousand lira, but he only wants to buy the wooden frame behind it for two thousand!”
She burst into laughter but hesitated to make the call herself. So I took the phone and repeated the same words to Naci.
At first he was puzzled.
Then, the moment he realised who was speaking, laughter echoed from both ends of the line.
The Elegance of a Forty-Year Friendship
After leaving the gallery and catching up with my friends, I received a message:
“The lady from the exhibition is looking for you.”
I went downstairs, and what I heard moved me deeply.
“We spoke with Mr. Naci,” she said.
“He would like to gift you one of these paintings. He said you may choose whichever one you like.”
I objected immediately.
“No, I could never accept such a thing.”
But she smiled and replied:
“He already told us you would refuse. He said you would certainly object and asked us to insist.”
Perhaps to some people this may seem like a small incident.
But to me, it was far greater than a painting.
Two friends who had not met for nearly forty years, who had once shared the same classroom fifty-five years ago, still knowing one another with the same sincerity and trust despite all the years and distances…
In a world where values often seem to wear away so quickly, such pure friendships remain a genuine source of hope.
Reunion at the Green Tomb
A little later, Naci called again.
He said he wished to meet us together with his fellow artist Harun Arı, and we agreed to gather at the Green Tomb (Yeşil Türbe).
Meanwhile, our guide continued leading us through Bursa’s cultural landmarks.
We paused before the grave of the great artist Zeki Müren. There, together, we sang his beloved song “Manolyam.”
In a way, it was our greeting to his spirit.
We felt that an artist who had devoted his life to art would surely have appreciated such a heartfelt gesture of remembrance.
At Yeşil Türbe, we finally met Naci and painter Harun Arı. We embraced, took photographs together and promised not to allow so many years to pass before meeting again.
 From Tophane to the Grand Mosque
Our next stop was Tophane, one of Bursa’s most historic quarters.
The Clock Tower, the tombs of Osman Gazi and Orhan Gazi…
Walking through these places, which carry the founding spirit of the Ottoman Empire, inevitably brings one face to face with history itself.
We then continued to the Grand Mosque (Ulu Cami) and the Covered Bazaar area. There, everyone experienced Bursa in their own rhythm and in their own way.
And of course…
No visit to Bursa would be complete without its famous delicacies:
İskender kebab and milk helva.
This delicious interlude earned full marks from all of us before we settled into our charming little hotel in the city centre.
Rediscovering İznik
The following morning, our destination was İznik.
Since I had not visited for nearly fifteen years, the transformation astonished me. Nothing remained of the weary appearance I remembered. İznik had become more organised, more modern and far more vibrant.
As we toured the museum, however, I once again felt a familiar sadness.
One cannot help thinking about the countless İznik tiles now displayed in museums in England, taken from our lands.
Yet despite this melancholy reflection, the new museum developments in İznik were genuinely encouraging. Their sections, prepared according to European standards, impressed all of us deeply.
We bought traditional İznik bread and later enjoyed lunch featuring the town’s famous meatballs and grilled dishes before beginning our journey back to Istanbul.
A Journey Beyond Travel
This trip was far more than a visit to Bursa.
Without a single unpleasant moment, it became an unforgettable experience where friendship, art, historical heritage and unexpected encounters blended together beautifully.
And the story did not end there.
After returning from Bursa, we reconnected with the esteemed conductor Aysel Gürel and the Nilüfer Women’s Choir, with whom we had previously been in contact regarding a concert that had not materialised. She expressed her wish to collaborate on future projects together.
And then, only a few days later…
This time, the surprise came from them.
They travelled from Bursa to attend our concert in Istanbul.
In life, there are gestures that may appear small, yet leave immense traces in the heart.
Our Bursa journey became precisely such a collection of memories, forever engraved in our minds.
And now, only one thought remains within me:
God willing, we shall return to Bursa once again…