Sabah 8 de gelen telefondaki ses”Ben Amerikan Hastanesinden arıyorum,doktor bey sizinle görüşmek istiyor”dediğinde her şeyin sona erdiğini anlamıştım. Konuşma bitince “Hakan öldü”dedim bir anda yanımdakilere.”Olur mu doktor öyle bir şey söylemedi,ameliyata alınacakmış” diye cevap verdi birisi.Kim olduğunu hatırlamıyorum.”Gitmeliyim” diyerek kapıya yöneldim.Dünya iyisi savcı Nazmi bey( daha işe başlayalı 1 ay bile olmamıştı.Hiç tanımıyordu beni)”Araba ayarlayın,bu halde tek başına gidemez” diyerek bana sahip çıktı.
Hastaneye gittiğim zaman ameliyathanede bir kapı açıldı,izin için imzamı aldılar” çok şükür yanlış düşünmüşüm” diye rahat bir nefes alırken arkadan “Ayla ” diye seslenildiğini duydum.Doktor beydi.Koşar adım “Hakan nasıl”diye sorarak yanına gittiğimde “45 dakika önce kaybettik” dedi.
Ne düşüneceğimi,neye tepki vereceğimi,nasıl davranacağımı bilemedim.Herkes o kadar ticari zihniyette ve kendisini kurtarma çabası içinde yaşıyormuş ki…”İyi ki öldü,böyle yaşayamazdı.Kalbi durmuş,5 dakika sonra farketmişler,bitkisel hayatta olurdu,sen de bakamazdın zaten” dedi.
Bana göre o küçücük aklıyla beni teselli ediyordu.
Daha sonra neden 5 dakika geç farkedildiğinin,makineye bağlanmadığının,mide ameliyatı geçiren bir hastaya neden her gün kan sulandırıcı verilip kanama geçirmesine sebep olunduğunun hesabını sordum.Sordum da kaba tabirle “it iti ısırmaz ” derler ya…Adli Tıp raporuna göre mahkeme sonucu beni haksız buldu…
Yani iyi ki ölmüşsün Hakan’ım.Tıp otoriteleri öyle dedi…
14 yıldır halen içime sindiremedim.
Huzur içinde uyu…
Ayla BEŞER