8 Mart: Kadının Emeği, Gücü ve Vazgeçmeyen Mücadelesi
8 Mart, yalnızca bir kutlama günü değildir.
8 Mart, bir hatırlama günüdür.
Bir direniş günüdür.
Bir ses olma günüdür.
Kadın emeği görünmeyeni görünür kılar.
Evde, tarlada, atölyede, fabrikada, okulda, hastanede…
Kadın üretir, büyütür, iyileştirir, dönüştürür.
Ama çoğu zaman emeği görünmez, adı anılmaz, değeri eksik yazılır.
Oysa tarih boyunca kadınlar dünyayı değiştirdi.
Halide Edib Adıvar kalemiyle direndi.
Sabiha Gökçen gökyüzüne sınır tanımadı.
Afife Jale sahneye çıkma yasağını cesaretiyle yıktı.
Türkan Saylan kız çocuklarının eğitimine ışık oldu.
Kadın gücü; yalnızca fiziksel bir güç değildir.
Kadın gücü, dayanma gücüdür.
Yeniden başlama gücüdür.
Sessiz kalmama gücüdür.
Ancak son yıllarda kadınlar;
şiddetle, eşitsizlikle, hak gasplarıyla, ekonomik baskıyla ve toplumsal saldırılarla daha fazla karşı karşıya kalıyor.
Kadın cinayetleri, çocuk yaşta evlilikler, çalışma hayatında ayrımcılık, dijital şiddet…
Bunlar sadece istatistik değil; yarım kalan hayatlardır.
Kadının yaşam hakkı tartışılamaz.
Kadının bedeni üzerinde söz hakkı kendisindedir.
Kadının emeği eşit değerdedir.
Kadının sesi susturulamaz.
Bu mücadele dün başlamadı.
Birleşmiş Milletler tarafından 8 Mart’ın “Dünya Kadınlar Günü” olarak kabul edilmesi, kadınların yıllarca süren eşitlik talebinin sonucudur.
Türkiye’de kadınlara seçme ve seçilme hakkı, birçok ülkeden önce, Mustafa Kemal Atatürk liderliğinde tanınmıştır.
Bu haklar bir lütuf değil; mücadeleyle kazanılmıştır.
Bugün bize düşen görev;
yalnızca alkışlamak değil,
yalnızca çiçek vermek değil,
eşitliği hayatın her alanında savunmaktır.
Kadın emeği görünür olana kadar,
Kadınlar güvende olana kadar,
Haklar korunana kadar,
Mücadele bitmeyecek.
Çünkü kadın varsa umut vardır.
Kadın varsa üretim vardır.
Kadın varsa gelecek vardır.
8 Mart;
acıların değil dayanışmanın,
korkunun değil cesaretin,
suskunluğun değil sözün günü olsun.
Kadınlar günümüz kutlu olsun