konserlerdragos
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Parçalı Bulutlu
26°C
İstanbul
26°C
Parçalı Bulutlu
Cumartesi Parçalı Bulutlu
27°C
Pazar Parçalı Bulutlu
28°C
Pazartesi Açık
28°C
Salı Açık
28°C

İNGİLTERE ANILARIM 1

İNGİLTERE ANILARIM 1
30.05.2026 15:17
0
A+
A-

İNGİLTERE ANILARIM 1  İlk İngiltere seyahatimi 1990 yılında Lisansüstü eğitim yaptığım Hollanda Kraliyet akademisi eğitim amaç taşıyan programı vesilesi ile Londra’ya yapmıştım. Akademi bizlere öğrettikleri teorik bilgilerin pratikteki uygulamasını da göstermek ve muhtelif seminerler hazırlamıştı. Hollanda’da,  Belçika’da, Almanya’da, Fransa’da ve İngiltere’de konumuzla ilgili Şirketlere, Üniversitelere, Liman idarelerine gidilecekti. Şimdi programda İngiliz akademisyenlerinden branşımız ile ilgili bilgiler almamız için Londra’ya götürüyorlardı. Bu seyahatte hocalarımız ile birlikte yaklaşık 80 kişilik bir kafileydik. Bu kafile ile bir haftalık ziyaret ve eğitim programı gerçekleştirilecekti. Daha lise yıllarımda BBC Türkçe Müdürlüğüne bile “ Orada nasıl staj yapabilirim. Bu konuda bana destek olur musunuz?“ şeklindeki yazılı talepte bulunma cesaret göstermiş aylarca “İster misin davet etsinler ” heyecanı ile müjdeli bir haber beklemiş ancak başvuruma yanıt bile gelmeyince üzülmüş olmakla beraber yılmamış, bu kez kimin vasıtasıyla bulduğumu unuttuğum bir ilan da gördüğüm “İngiltere’de Elma toplama işi yapacak Öğrenciler için Yaz kampları”n da yazan şartları görünce sanki bana uygun hazırlanmış diyerek yaptığım başvurum bu kez büyüklerimin sabote etmesi nedeni ile sonlanmıştı. İşte gençlik hayalim olan ve bir türlü gelemediğim İngiltere’ye nihayet getirilmiştim. Benim için çok önem taşıyan kültür, medeniyet, sanat, bilim, borsa, siyaset ve özgürlüğün kalbi Londra’yı en sonunda görecektim. Çok heyecanlıydım. Hollanda’dan hareket eden dev feribot Dover limanına yanaştıktan sonra iki saatlik bir Otobüs yolculuğu yapacaktık. İşte ilk şoku limandan otelimize kadar olan bu iki saatlik yolda yaşadım. Hiçbir şeyi kaçırmamak adına adeta “bir denizaltının dönen teleskopu” gibi otobüsün her iki tarafına da bakıyordum. İzlediğim sahneler özellikle İngilizce eğitimlerde okuduğum metinlerde veya izlediğim görsellerde gördüklerimle asla eşleşmiyordu. O geçmişte beynime yer eden resimlere ve bir kısmını da kendi hayallerimle o resimlere ilave edip geliştirdiğim “İngiltere hayatı nerede ya?” şaşkınlığı içindeydim. Yol boyunca “ Sanırım bu gördüğüm yerler taşra “ olsa gerek diye kendimi teselli ediyordum. Ama Londra’ya girip otele yerleşip dışarıya kapağı attığımızda gerçekle tam manasıyla yüzleşmiş oldum. Nerde idi o şemsiyeli, şapkalı bayanlar nerede idi o yelekli takım elbiseli silindir şapkalı yanından geçen bayanlara şapka çıkarıp selam veren beyler, Avam kamarası üyeleri neredeydi. Hayallerimle tek eşleşen o iki katlı otobüsler, kırmızı telefon kulübeleri ve o klasik siyah taksileri bigbang köprüsü Meclis binasıydı. Peki O çalışmaktan içimi dışıma çıkaran present ve past perfect tenseleri, indirek ve pasif cümleleri, idiyomatikleri kimler konuşuyorlardı. Buradakilerin konuşmaları kısa kısa argo ve sanki sadece iki tensle yapılıyordu. Sürekli “Vay be nasıl da gözümde büyütmüşüm şu İngilizleri” diye düşünüyordum. Sık sık değerli İngilizce hocam Leyla (Sonya) hanımın kulaklarını çınlatıyordum. Bir Türk’ten daha  geniş Türkçe bilgisine haiz olan bu değerli hocam, İngilizler ve İngilizce ile ilgili ne kadar detay bilgi varsa bizlere aktarmaya çalışmış ve bizlerin en kibar İngilizce ile konuşmamıza büyük  çabası göstermişti.

Kafilede benim gibi ilk kez Londra’ya gelenler çoğunluktaydı. Herkes sanırım benim gibi hayal kırıklığı yaşıyordu. Leyla hocamı hatırlayınca sebebini yine ondan öğrendiğim bir soruyu yanımdakilere sormak istedim. Sorum; “ İngiltere ve sömürgelerindeki trafiğin neden diğer ülkelere göre tersten yani soldan akmasıydı”. Bakalım herkesçe bilinen bir şey miydi?. Çok enteresan, sorumun yanıtını kimse bilememişti. Açıklama yapanlar da mantıksız basit sebepler sıralamışlardı. “Golü  atmamın” yani yanıtını açıklamanın tam zamanıydı.

“Bakınız açıklıyayım” diye söze başladım. “Bu husus arabalardan çok öncesine dayanıyor. Bu durum neredeyse Ortaçağ uzanan kadar bir hadise. Eski zamanlarda, soldan at sürmek güvenlik meselesiydi. Çoğu insan sağ elini kullanır. İngiliz süvariler bir düşman ya da tehlike anında sol taraflarına taktıkları kılıçlarını, sağ elleri ile çekip kendilerini korumak isterlerdi. Bu nedenle kılıç tutan ellerinin açıkta kalmasını istiyorlardı. Böylece meydan okuyanlarla rahat rahat savaşabilirlerdi. Yürürken olsun, at sırtında olsun, atlı arabada olsun tehditlere karşı hızlı bir şekilde kılıç çekebilmek gerekiyordu. Bu nedenle de soldan gitmeleri gerekiyordu ki sağ elleriyle çektikleri kılıcı sallayabilsinler.” diye şeklindeki yaptığım açıklamamı tamamlayınca beklemediğim bir alkış tufanı kopmaz mı. Anlattığım bu bilgi dinleyenlere çok ilginç gelmişti. Böylece benim için de alkışlarla unutulmaz bir anı yaratılmış oldu.

Yoğun bir eğitim programı söz konusuydu. Ancak  Londra’daydım.    Şu yıllarca hayallerimde yer alan Londra’da . Boşluklarda ne görsek kardır mantığı ile çizgi film kahramanlarının o hızlı çekim hareketleri gibi koşturuyorduk.  Az uyuku  ve yorgunluk  bizi sersemletmişti. Hollanda’da ayni evi paylaştığım arkadaşlarla  ister istemez burada da birlikte hareket eden dört kafadar durumundaydık. Gezip görme ekibinin çekirdek kadrosuyduk. Kaldığımız süre içinde bir gün Lloyd sigorta şirketindeki çok önemli seminer sabah 09.00 da başlıyordu. Bizlere seminerin olduğu yere yakın metro durağı, kroki ve kullanacağımız metro kartları verilmişti. Seminerden önceki gün Picadilli meydan,ı Hyde park, Madam Tusod müzesi gezilmiş akşam China Town a gidilmiş sonrası geldiğim otel odamıza bizim grupla  “çilingir sofrası” kurulmuş saatler süren sohbet gırgır şamata sonucunda neredeyse birkaç saat uyuku ile sabaha doğru sızmıştık. Kurduğumuz saat hiçbirimiz uyandırmadığından birinin uyanıpta diğerlerini uyandırdığında saatin 8.30 olduğunu panik halinde fark etmiştik. Böylece otelden seminere metro ile gitme şansını kaçırmıştık. Tek çare o çok pahalı klasik model taksiye binmekti. Dört kişi olmamıza rağmen kişi başına ciddi bir taksi ücreti düştü. Toplantıya on dakika gecikmiştik. Yan kapıdan seminer salonuna süzüldük. Ekip başı Prof. Mr Kalkman’ın göz ucu ile bizleri “şöyle bir süzdüğünü” hissettim. Neyse ki konuşmacı sahnede hararetle konusunu anlatıyordu. Yerimize oturunca biz dört kafadar “yırttık”  şeklinde tebessümle birbirimize baktık. Şark alışkanlığı, kurnazlığı, uyanıklığı var ya. Herkesi bu gözlükten görüyoruz. Nihayet bir hafta su gibi akıp gitti ve Hollandaya dönüş başlamıştı. Bu on dakikalık gecikme hepimiz tarafından unutulmuş otoriter hocamız Mr Kalkman tarafından da ne Hollanda’ya dönüş yolunda, ne gemideki içkili sohbette ne de Hollanda içi seyahatte hiç ortaya konmadı. Hatta Mr Kalkman ve eşiyle ferbotta  içki içip sohbet etmiştik. Bize göre ortada birde samimiyet oluşturulmuşsa en büyük hatalarda bile tolerans mekanizmasına sığındığımızdan bu önemsiz olayı incir çekirdeği hataydı. Taki ki iki gün sonra yazılı sorgu ve savunma kağıtlarımız elimize verilip de içinde büyük harflerle yazılmış olan “ Londra’daki seminere gecikme sebebini açıklayınız” sorusuna çok şaşırmıştık. Diğer arkadaşların ülkelerindeki bu gecikme konusuna hassasiyeti bilemiyordum ama Biz Türkler için “on dakika geç kalma neydi ki, gereğinde bir saat bile geç kalınır ona bile etkin kılıf uydurulurdu.  Üstelik aradan üç gün geçip te savunma almak da neyin nesiydi. Ama aklıselim düşününce “İşte Batılı mantığı ile şark mantığı” arasındaki en temel farklardan biri olsa gerek diye düşündüm. Bizim için kıymetsiz olan zaman ve planlanmış randevular buralarda ne kadar değerliydi. İşte bu kağıt bilmediğimiz, önemsemediğimiz bir değerin kibar ama tokat gibi bir davranışla öğretilmesiydi. Savunma kağıtlarımızı idareye sunmadan önce aramızda aldığımız kararı uygulayarak savunmamızda hiçbir mazerete sığınmadan suçlu olduğumuzu kabul edip, özür dilemiştik. Savunmamıza gelen ikinci yazılı bilgide ise “Bir kez daha böyle bir davranışınız meydana gelmesi durumunda yıl boyunca gerçekleşecek muhtelif Hollanda içi, Belçika, Fransa ve Almanya seyahatlerinden birinde mahrumiyete maruz kalmanıza sebep olacaktır” yazmaktaydı. Bir daha böyle bir hadise asla olmadığı gibi bizim grup her randevu de buluşma yerlerine gelen ilk dördü oluşturmuştu.